TİROİD HASTALIKLARI
Tiroid Kanserleri

Tiroid kanseri çok sık görülen bir hastalık değildir. Ne var ki özellikle tiroid bezinde nodül olan hastalar, tiroid kanseri gelişebileceği konusunda uyanık olmalıdırlar. Diğer kanserlerin tersine tiroid kanseri nerdeyse her zaman kür sağlanabilecek bir hastalıktır. Tiroid kanserinin birçok tipi mevcut olup en sık görülenleri (vakaların %80’inde) papiller, folliküler veya miks papiller ve folliküler türleridir. Tiroidi etkileyen diğer sık olmayan çeşitler ise lenfoma, medüller kanser ve anaplastik kanserdir. Tiroid nodülleri kadınlarda erkeklerden daha sıktır; ne var ki erkeklerde görülen nodüllerde kanser görülme sıklığı kadınlardan daha sıktır.

Kanserin sık görülen tipleri (papiller ve folliküler) tedaviye iyi yanıt verir. Ender görülen medüller tiroid kanserinin aksine bu tip kanserlerin aynı aile bireylerinde görülme olasılığı oldukça düşüktür. Genetik geçişli olabildiğinden Medüller tiroid kanseri olan hastalar aile bireylerinin tiroidlerinde nodül olduğunun araştırılması konusunda ısrarcı olmalıdır. Medüller tiroid kanseri diğer endokrin bezlerin örneğin hipofiz, böbrek üstü bezi(adrenal), pankreas ve paratiroid bezlerinin de aynı anda tutulumu ile birliktelik gösterebilir. Bu tip tutulum multipl endokrin neoplazi sendromu şeklinde adlandırılır.

Çocuklukta, adolesan evrede ve erişkinlerde baş ve boyuna radyasyona maruz kalmak tiroid kanserinin gelişiminde oldukça önemli faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır. Yıllar önce akne, kafanın cilt problemleri, boyunda tüberküloz, kafa derisinin mantar enfeksiyonları, yüzün kan damarı tümörleri, büyümüş timus, tonsillit, boğaz ağrısı, kronik öksürük ve fazla saçlar nedeni ile radyasyon uygulanmış olan vakalarda bu kanser daha sık görülmektedir. Bu tip tedavi artık uygulanmamaktadır çünkü bu tedaviyi gören hastalarda ilerde tiroid kanseri görülme sıklığının %30 kadar arttığı saptanmıştır. Ek olarak baş ve boyun bölgesinde kanser saptanıp bu alana radyasyon uygulanan hastalarda tiroid nodülü ve kanseri görülme olasılığı da artmaktadır. Eğer geçmişte bu tip bir tedavi size uygulanmış ise bu durumda mutlaka doktorunuza başvurmalı ve tiroid bezinin incelenmesini istemelisiniz.

Tiroid nodülü olup olmadığını saptamak için tiroid sintigrafisi ve tiroid usg’si kullanılmaktadır. Ne var ki ince iğne aspirasyon biyopsisi tiroid nodüllerinin kötü huylu olup olmadığının saptanması ve cerrahi gerektirip gerektirmediğini saptamada en iyi metoddur. Tiroid kanser tedavisinin en etkili yöntemi cerrahidir. Bazı cerrahlar tiroid kanserinin iyi prognozu nedeni ile tiroid bezinin sadece bir kısmının çıkarılmasının yeterli olabileceğini düşünse de en güvenilir olanı mümkün olduğu kadar fazla tiroid dokusunu (mümkünse tamamını ) çıkartmak olmalıdır. Bu agresif yaklaşım rekürrens (tekrarlama) olasılığını azaltmakta ve radyoaktif iyot tedavisi gibi cerrahi olmayan tedavi yöntemlerinin etkinliğini de en üst düzeye çıkartmaktadır. Her ne kadar total tiroidektomi deneyimsiz cerrahlarca yapılmaya çalışıldığında paratiroid bezlerin de çıkarılması ile görülebilecek kalsiyum düşüklüğüne ve ses kısıklığı ile beraber nefes darlığına neden olabilse de bu riskler ameliyatın deneyimli bir cerrah tarafından yapılması ile en aza inebilmektedir.

Vakaların %80 kadarında kanser tiroid bezinden komşu lenf bezlerine yayılabilir.Ancak bunların az bir kısmı klinik olarak bulgu verirler (bir santimetreden büyük ve elle hissedilebilmeleri). Eğer bu oluşursa lenf bezleri de boyun diseksiyonu denilen cerrahi yöntemle çıkarılmalıdır. Genelde bu müdahale kozmetik açıdan tatmin edici uzatılmış boyun insizyonu ile yapılabilmektedir. Bazı vakalarda yüzün şişmesi, kulağa doğru uzanan uyuşukluk dışında bu tip lenf bezlerinin çıkarılması genelde herhangi bir önemli kozmetik probleme neden olmaz.Tiroid kanserli hastada klinik bulgu vermeyen lenf bezleri için boyun diseksiyonu yapmanın gereği yoktur.

Cerrahi esnasındaki bulgulara,kanserin patolojik verilerine ve total tiroidektomi sonrası yapılan tüm vücut taramaları sonucuna dayanılarak radyoaktif iyot tedavisi postoperatif dönem için mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Radyoaktif iyot tedavisi genellikle gereken cerrahi uygulandıktan 6 hafta sonra kapsül veya sıvı formda verilir. Radyoaktif iyot tedavisinin etkili olabilmesi için hastanın tiroid ameliyatından sonraki TSH ının en az 30 ve üstündeki değerlerde olması gerekir.Radyoaktif iyot tedavisi sonrası hastalara tiroid replasman tedavisi (tiroid tabletleri) mutlaka uygulanmalıdır. Bununla beraber hasta tiroid bezinin normalden az çalışması sonucu görülebilen bulgular olan halsizlik, kas krampları, kabızlık gibi problemlerle karşılaşabilir. Dolayısıyla oluşabilecek bu durumları önceden bilmek ve tiroid replasman tedavisinin ne kadar gerekli olduğunu anlamak önemlidir.

Radyoaktif iyot tedavisi basittir fakat dozaja bağlı olarak hastanede belli süre kalmayı gerektirebilir. Her ne kadar boyun rahatsızlığı, azalmış tükürük salgısı ve tat duyusunda değişiklik oluşabilse de genellikle önemli sayılabilecek hiçbir yan etki oluşmaz. Bazen eğer rezidüel veya rekürrent tiroid kanseri saptanırsa bu tedavi yinelenilebilir. Radyoaktif iyot tedavisi uygun doz ve tedavi aralıkları ile uygulanırsa, 50 yıllık deneyim sonucunda varılan sonuç bu tedavinin güvenilir olduğunu ortaya çıkarır.

Eğer tiroid kanseri tamamen çıkarılamamışsa özellikle Hurtle hücreli kanser,medüller ve anaplastik tiroid kanserlerinde kobalt ışın tedavisi gerekli olabilir. Eksternal radyasyon terapisi yaklaşık 4-6 haftalık süreç içerisinde boyun bölgesine küçük azaltılmış dozlarla tedavi verilmesini içerir ve deride küçük damar oluşmasına bağlı sekonder deri reaksiyonu oluşmasına ve deri pigmentasyonuna neden olabilir. Ne var ki bu sık olarak oluşmaz.

Cerrahi ve radyoaktif iyot tedavisini takiben tiroid hormon tabletleri reçete edilir. Tiroid hormonu yalnız hormon metabolizmasını düzenlemekle kalmaz aynı zamanda hipofiz bezini baskılar ve bu bezden tirotiropin salgılanmasını engeller ki bu da kanser hücrelerinin gelişmesine engel olabilir. Hipotiroid hastalardan farklı olarak tiroid kanserli hastalarda serum TSH seviyesi normalin altında tutulmalıdır ki yeni gelişebilecek kanser hücreleri baskı altında tutulabilsin. Tiroid fonksiyonları rutin yapılan tiroid fonksiyon testleri ve klinik ve laboratuar testleri ile kontrol edilir. Tiroid kanser hastaları 6 ile 12 aylık periyotlarla rekürren kanser gelişip gelişmediği konusunda araştırılır. Serum tiroglobulin seviyesinin ölçümü (tiroid hormonu stimülatörü) rekürren kanser gelişimini araştırmada en iyi yöntemdir. Boyun usg’si ve akciğer grafisi kanserin tekrar edip etmediği konusunda aydınlatıcı olabilir.

En sık görülen kanser tipleri olan papiller ve papiller folliküler tiroid kanseri için 5 ve 10 yıllık sağ kalım oranları %95’in üstündedir. Tekrarlama riski 45 yaşın üzerindeki hastalarda veya tiroid kanseri tanısı konulduğu zaman tiroid bezi dışına yayılım saptanan hastalarda daha yüksektir. Ne var ki erken tanı ve tedavi bu tip komplikasyonları önleyebilmektedir.

SORULAR ve CEVAPLAR